KUŞADASI TARİH BİLGİSİ

KUŞADASI TARİH BİLGİSİ- SCALA NOVA-ANIA-INE-KUŞADASI

Kuşadası’nın ne zaman ve nerede kurulduğuna dair çeşitli görüşler ileri sürülmekte ve kentin tarihi hakkındaki araştırmalar halen devam etmektedir. Bugünkü görüşlere göre Truva savaşlarından sonra Kral Menallos’un ağabeyi Agamemnon’un bugün Pigale adı verilen deniz kenarında İ.Ö. 1190 yıllarından itibaren 10 yıl süre ile gemilerinin bakımını yaptırdığı ve bir süre burada askerlerini dinlendirdiği bilinmektedir. (1) Dor’ların Anadolu’yu kasıp kavuran işgallerinden sonra kurulan 12 İon şehirlerinden olan Efes ve Panaonion şehirleri arasındaki Kuşadası bir sayfiye yeri olarak kullanılmaktaydı. Büyük İskender’in İ.Ö. 334 yılında Pers istilasına son verip, İon şehirlerini ele geçirmesinden 10 yıl sonra imparatorluğu parçalanmış ve generallerinden Lysimachos Efes ve çevresini yönetmiştir.

Efesli hanımların istekleri ile İ.S. 1. Yüzyılda bugünkü Yılancı burnu mevkiinde bir küçük sayfiye şehri kurulmuştur. Efes şehir limanının Küçük Menderes tarafından doldurulup ortadan kalkmasından sonra Kuşadası körfezi önem kazanmış ve göçler başlamıştır. Daha sonra Bizans egemenliğine giren Kuşadası Scala Nova adıyla Yılancı burnu ve küçük ada çevresinde genişlemeye başlamış ve sur duvarları yapılmıştır. İ.S. 8. ve 9. Yüzyıllarda Arapların istilasına uğrayan ve tamamen tahrip edilen Batı Anadolu bölgesindeki antik yerleşimlerin çoğu tahrip edilmiş ve yağmalanmıştır. İ.Ö. 6. Ve 7. Yüzyıllarda Denizli ve Afrodisias bölgelerine yerleştirilen ve Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Hazar ve Peçenek Türklerinin olduğunu biliyoruz ancak Kuşadası yöresine geldikleri hakkında bir bilgi yoktur. İ.S. 1000 yıllarında Türk kavimleri bu bölgeye akınlar yapmaya başlamış ve şehir bugünkü adıyla Andız Kulesi civarında kurulmuştur.

1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu’nun kapıları tamamen Türklere açılmış ve akabinde Anadolu Selçuklu devleti kurulmuş ve 1186 yılında II. Kılıçaslan Ayasuluk ve yöresini Fethetmiştir. Anadolu Selçuklu devletinin zayıflamasından ve 1. Moğol istilasından sonra Selçuk, Birgi, Ödemiş ve Aydın yörelerini kapsayan Aydınoğluları Beyliği 1304 yılında kurulmuş ve yörede 1390 tarihine kadar hüküm sürmüşlerdir. Osmanlı hükümdarı Yıldırım Beyazıt Han aynı yıl Ayasuluk şehrini ele geçirmiş ve Kuşadası’na Osmanlı akınları başlamıştır. Kuşadası 1413 yılında Osmanlı hükümdarı Çelebi Mehmet tarafından Osmanlı devleti topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Güvercinada adıyla bilinen kale merkezli bir yerleşime sahne olan Kuşadası kalesi ve çevresi jeopolitik konumu nedeniyle önemli bir deniz üssü haline gelmiştir.Osmanlı döneminde Sığla sancağına bağlıdır ve İne adı ile kayıtlara geçmiştir.

Kuşadası kenti Osmanlı döneminde kalesi ile özdeşleşmiştir ve kale şehrin her şeyidir. Akdeniz kıyılarında ortaçağ ve yeniçağlarda var olan yerleşim birimleri için geçerlidir. Denizden gelebilecek saldırılar ancak ve ancak korunaklı, sağlam ve silahlı birliklerce savunulan surlar gerisinden püskürtülebilirdi. Osmanlı siyasi gücünün Batı Anadolu’nun verimli ovalarında üretilen malların başkent İstanbul’a düzenli olarak akmasını sağlamak gibi bir planı varsa bu güvenliğin sağlanması daha da önemli hale geliyordu. Kaleler çoğunlukla kalın bir duvar, yani sur, ve bu duvar boyunca dizilen aralıklı burçlardan oluşur. Duvarlar taş ve tuğladan yapılır ve horasan harcıyla örülür. Burçlar birbirlerini görebilecek ve koruyabilecek biçimde konumlandırılır. Duvarlarının üstü, savunma kolaylığı için düz yapılır ve bu düzlüğe “seğirdim yeri” denir. Kale kapısı önemli bir noktadır, kaldırılabilen köprüler, açılan kapı kanatlarının önüne inen ikinci bir kapı, “hisarpeçe” adı verilen ve özellikle kapıyı koruyan kule, hep bu zayıf noktayı güçlendirme amacı taşır. (2)

Osmanlı Kuşadası’nda şehir Kalenin içi ve dışı olarak kurulmuştur. İç kalede yöneticiler ve yönetsel işlevlere sahip binalar yer alırken, dış kalede bazı zanaat faaliyetleri ve mahalleler yer almaktadır. Şehrin çekirdeğini oluşturan kalenin, bunun dışında Osmanlı şehirlerinde önemli askeri ve idari fonksiyonları da bulunmaktaydı. Devletin resmi belge ve kayıtları, para ve değerli eşyalarla, vakıf ve tüccarların malları güvenli bir yer olarak kabul edilen kalelerde saklanırdı. Beldenin hapishanesi de kalede bulunurdu. Kuşadası Güvercin ada kalesinin 1534 yılında Osmanlı kaptan-ı deryası büyük denizci Barbaros Hayreddin paşa tarafından tekrar yaptırıldığı, kaleye muhafız ve şahi toplar konulduğu , kale etrafının surlarla güçlendirildiği Osmanlı belgelerinde kayıtlıdır. Seferi-bahri Cezayir adlı ve daha sonra Sığla sancağı adını alacak büyük bir eyalet-Çeşme Kuşadası kıyı şeridinden başlayarak, Adalar denizindeki tüm adalar ve Cezayir ve Tunus’a kadar olan kocaman bir bölge-kaptan-ı derya eyaleti olarak anılmaktaydı.

Kuşadası 1615 yılında sadrazam Konevi Kara Mehmet Paşa’nın Cezayir eyaletinin kendisine verilmesinden sonra esaslı bir onarım ve genişlemeye tabi tutulmuştur. Kervansaray ve kale içi cami yaptırılmış, sur ve kale duvarları onarılıp kuvvetlendirilmiş ve kale muhafız ve top sayıları artırılmış ve Kuşadası Sakız gümrük mukataasının önemli bir parçası olmuştur. Kasabaya haftalık Pazar kurma hakkı da tanınmıştı. Kuşadası yerleşimi kentteki bu kale ile öylesine bütünleşmişti ki 1676 tarihinde Ania nam-ı diğer Kuşadası adıyla kaza, nefs yani şehir ismi olarak da Enderun-ı kala-i Kuşadası şeklinde kaydedilmişti. (3) Güvenlik konusunda yerine getirmekte olduğu hizmetlerden dolayı vergiden muaf olmakla beraber, devletin satışını yasakladığı metanın dışarıya gönderildiği önemli bir kaçakçılık limanı olma özelliğini daima muhafaza etmiş idi. Hatta küçüklü büyüklü bazı Osmanlı yöneticileri bile bu kaçakçılığın içindeydiler. Bunun önüne geçmek isteyen Osmanlı yöneticilerinin XVII. yüzyıl başlarında bu duruma bir çekidüzen vermek istedikleri anlaşılıyor.

Osmanlıların batı Anadolu kent ve limanlarını ele geçirmesinden sonra bu bölgeden yapılan dış ticareti denetlemeye çalışmaları ve üretim mallarını ki bunlar arasında özellikle hububat türü ürünler ayrı bir öneme sahiptir. Özellikle İstanbul’a yönlendirmeye çalışmaları, bu bölge ile yabancı ülkeler arasındaki dış ticareti gerileten nedenlerin başında gelmektedir. Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki Venedik ile mücadelesinin temelinde de bu yatmaktadır. Bu trafiği kontrol etmek için de kıyı kentlerindeki limanlarda var olan kaleler güçlendirilmiş veya yenileri inşa edilmiştir. Evliya Çelebinin ayrıntılı anlatımına göre Kuşadası kalesinde 110 nefer ve 1 kale dizdarı bulunuyordu. Kale dört köşeli, etrafı denizle çevrili kargır ve taştan yapılmıştı. Güney tarafı yokuş yukarı ve kayalık bir zemine sahipti. Ele geçirilmesi zor bir yerde bulunmakla birlikte, etrafında hendeği yoktu. (4) İçerisinde 40 adet Balyemez topu 10 kadar neferi vardır.

EVLİYA ÇELEBİ GÖZÜYLE KUŞADASI

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde

“Evsaf-ı Kala-ı Müjgan yani Kuşadası şehri “ dediği Kuşadası’nı şöyle anlatmaktadır. Kalesini IV. Murat yaptırtmıştır. Öküz Mehmet Paşa vakfındadır. Voyvodası vardır. Yüz yük akçeye mültezim gümrük eminidir. Kethüda yeri yoktur. Ancak yüz nefer yeniçeriye sahip serdarı vardır.Kalesi lebiderya bir temel üzerine kurulmuş dört köşe bir binadır. Güneyi yokuş yukarı kayalar üzerine kurulmuştur. Korunaklı ve sağlam yerler olduğundan etrafında hendeği yoktur. Deniz sahili alçak, geniş ve kumsal yerlerdir. Duvarının yüksekliği 15 arşındır. (10.2m). Üç kapısı vardır, biri batıya bakan iskele kapısıdır ki gümrük emini burada oturur. 80 odası vardır.

Kale gibi yapılmış olan bina Öküz Mehmet Paşa hayratıdır. Önce kale olarak yapılmış, daha sonra han olmuştur. Bundan sonra büyük kale yapılmış ve bu han da ona bitiştirilmiştir. Bu nedenle bu büyük han kale gibi burçları, mazgalları, topları, tüfenkleri olan sağlam bir binadır. Ortada bir kuyusu, çeşmeleri ve küçük bir mescidi vardır. Bir tarafı batı tarafında denize, bir kapısı aşağı büyük kaleye bakar. Gümrük emini, tüm zengin tüccarlar bu handa otururlar. Hanın iki kapısının arası 40 adımdır. Bunlardan biri güneye, biri de büyük kalenin kıble tarafına bakan kapısıdır. Tüm askerler, bekçiler, gümrük muhafızları orada oturup gelen gidenlerin gümrük gerektiren mallarına bakarlar.

Bu aşağı kale içinde 3 mahalle, 180 kiremit örtülü, gayet süslü ve güzel bir bina vardır. Yolları kaldırım döşeli, temiz caddelerdir. 200 dükkan vardır ama Bedesten yoktur. 1 hamamı, 1 hanı ve 7 çeşmesi, 7 mektebi, 1 medresesi ve kaptan Recep paşa’nın yaptırdığı kubbesi kurşunla örtülü 1 camisi vardır. Hareminin dört tarafı medresedir. Kalenin güneyi keşişleme rüzgarlarına karşı korunaklıdır. Bayırlar üzerine bağ bahçeli, akar sulu, sağlam konaklar, verimli bahçelerle donanmış kenttir ki tümü 9 mahalledir. Varoş kapısında, dış yol üzerinde Hanımiye camisi vardır. Burada mescitler, 1 medrese ve 1 hamam, aşağı kale yönünde bir de han vardır. Tüm bunlar kırmızı kiremitlidir. Ayrıca birkaç çeşmesi vardır. Suları Ayasuluk yolundaki kemerlerin suyudur ki su yolları yapılarak kente getirilmiştir. Çok lezzetli bir sudur.

Kentin havası ve suyu çok güzel olduğundan güzel delikanlıları ve kızları çoktur. Genç delikanlıların hepsi Cezayir elbisesi giyerler. Tüfenk kurmuş yiğitleri ünlüdür. Kadınları kumaş ferace giyer, namusluca hareket ederler ve başlarına beyaz başlık takarlar. Bağ ve bahçelerinin üzümü, üzüm kurusu, pestili, susamı, fıstık kozalağı, bademi boldur. Övülecek nimetleri, hayır ve bereketleri çoktur. Limanı 500 parça kadırga alır ve buraya iyi demir atılır ancak batı tarafına demir bırakıp yatmak gerekir. Bu liman içinde küçük bir adacık yer alır. Bunun yalçın kayalık üzerine yumruk şeklinde bir kaleciği vardır. Dizdarı, 40 adet askeri,10 parça balyemez topu vardır ki limanın dört tarafına kuş kondurmaz. Bu Kuşadası’nın mendirek kalesidir. Her akşam beri taraftaki kaleden 10 ar tüfekli asker oraya destek olarak gider. Kuşadası denilmesinin sebebi bu adadır ki her yıl buraya 100.000 kuş gelip burayı ziyaret etmeden gitmez. Tılsımlı bir adacıktır. “

1702’de Kuşadası’na gelen Tournefort’a göre ise Kuşadası limanı daha çok askerî nitelikli bir limandı. Yine Fransız olan bu gezginin belirttiğine göre kentin ticareti önemli değildi. Limandan İzmir’e mal yüklenmesi yasaktı. Gezgin, sadece buğday ve fasulyenin gemilere yüklenebildiğini söylüyordu. Üstüne kare planlı bir kalenin yapıldığı kayalığın karşısındaki garnizonda 20 kadar asker bulunduğunu yazan Tournefort, ayrıca Kuşadası’nda 100 kadar yeniçerinin, kadı, serdar ve kale dizdarının bulunduğunu belirtir. İşlek bir limanı olan Kuşadası dışardan gelenlerin gerekli kontrollerinin yapılabilmesi için 1841 yılında bir tahaffuzhane-karantina binası- inşa edilmiş, 1887 yılında ise iskelesi onarılmış ve kent 19.yy da ticari yönden oldukça önemli bir duruma gelmiştir. (5) Bu durum şehrin fiziki yapısına da etki etmiştir. Kale içindeki Cami-i Kebir ve Dağ Mahalleleri zamanla gelişerek sur dışına taşmıştır. Bunu sur dışındaki cami, hamam ve çeşmelerden anlıyoruz.

Tanzimat’la başlayan modern yapılanma Kuşadası’nda da olmuştur. 1864 ve 1871 Vilayet nizamnamesi ile 1869 Maarif nizamnamesi doğrultusunda Kuşadası’nda Tanzimat’ın eşitlik ilkesine uygun Müslim ve Gayri Müslümlerin de yer aldığı meclisler, komisyonlar ve sandıklar kurulmuştur. Kaza yönetim meclisi, belediye örgütü , menafi sandığı (banka), eğitim komisyonu ile eğitim sandığı, ilk ve orta okullar bu çağdaş kurumlardır. Ayrıca bu tarihlerde sahil kenti olması dolayısıyla açılmış olan konsolosluklar ve gelip-giden gemiler Kuşadası’na canlılık kazandırmıştır. 1893 yılı Osmanlı nüfus sayımına göre Kuşadası’nda yaşayan kişi sayısı 15.047 kişidir. Bunların çoğunluğu Türklerden oluşmaktadır (8.822 kişi). Kuşadası’ndaki Rum nüfusu ise 6.121 kişidir.

20. yüzyılın başlarında Kuşadası ile ilgili en kapsamlı bilgiler 1891 ve 1908 yıllarına ait Aydın Vilayet Salnameleridir (6). Bu salnamelerde Kuşadası’nın ismi yeni iskele anlamında Skala Nova olarak geçmekte ve Hristiyan ahali ise şehri Yeni Efes olarak tarif etmektedir. Kuşadası kazasının asıl şöhreti Ayasuluk nahiyesi ve Çirkince karyesinin kaza sınırları içinde olmasıdır. Kazada 1891 salnamesine göre 29 olan karye (köy) sayısı 1908 salnamesinde ise 32 ye ulaşmıştır. Salnamelere göre kazada 2850 hane, 665 dükkan, 8 helvahane ve 6 ta’sirhane (üzüm ve zeytin meyvelerinin suyunu sıkıldığı yerler) vardır. Kazada ayrıca dericilik yapılıyor ve tabakhanelerde üretilen dayanıklılığı ile ünlü Kuşadası derileri ülkenin çeşitli yerlerine gönderilerek halkın önemli bir geçim kaynağı haline gelmişti. Bu tarihte Kuşadası sancağı, İzmir vilayetine bağlıdır. Kuşadası’nda 1909 yılında ticaretin canlı idi ve sadece 9 tane helvahane bulunmaktaydı. Kuşadası,

Kurtuluş Savaşı’nda 1919-1921 yılları arasında İtalya’nın, onların çekilmesiyle 5 ay Yunanistan’ın işgaline girdi ve 7 Eylül 1922’de düşman işgalinden kurtuldu. 1923-1940 yılları arasında Kuşadası imar faaliyetlerine sahne olmuş ve ne yazık ki bu dönemde bazı eski mahalleler yol ve işyeri alanları açmak suretiyle tahrip edilmiş ve şehrin eski mezarlıklarının büyük bir bölümü ortadan kaldırılmıştır. 1950 yıllarda Turizm hareketleri başlamış ve Kuşadalı gençler Kuşadası Tanıtma ve Güzelleştirme Derneği’ni kurmuşlardır. 1954 yılına kadar İzmir ilinin bir ilçesi iken, bu tarihten sonra Aydın iline bağlanmış ve büyük bir gelişim göstermiştir. 1964-1968 yılları arasında Kuşadası kaymakamlığı yapan Özer Türk Avrupa’da aldığı turizm eğitimi ile Kuşadası turizm hareketini başlatmış, öncüsü olmuş ve unutulmaz hizmetler yapmıştır. 1978 yılından itibaren Kuşadası çok süratli bir turizm gelişmesine sahne olmuş ve Kuşadası 1980 lerden sonra adı turizm ile özdeşleşen bir konuma gelmiştir. Dünyaca tanınmaya başlayan Kuşadası otelleri ve limanı kentte ticari hayatı canlandırmış ve büyük turizm yatırımları başlamıştır. Günümüzde Kuşadası’nın yüzölçümü 264 kmkare , nüfusu 105.000 civarındadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir